Travesti Siteleri & Travesti Haberleri

Türkiye’de bir çok illerimizde yaşayan  travesti ve travestiler hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak için illere tıklayabilirsiniz. Blog travesti sitemizden travestilerin en güzel ve çekici pozlarını görebilirsiniz. Travesti Sitelerini ve Travesti Haberlerini incelemeyi unutmayın!!!

 

Biz Kimiz? Travestiyiz, Eşcinseliz!

Nasıl bir giriş yapılır böylesi karmaşık bir durum için, bilemedim doğrusu! Bir soruyla başlasın bu yazım o halde! Biz kimiz? Cevap: Biz Eşcinseliz, travestiyiz, lezbiyeniz… Kısacası biz sizin için farklıyız! Diğerleriyiz! Kiminin nefreti, kiminin sadece dışladığı, kiminin dayak attığı, hor gördüğüyüz… Kiminin de “sizlere saygım var, sizin gibi arkadaşları severim” deyip yüzlerindeki samimiyetsiz ifadelerde gizliyiz. Yanımızda olanlara da olmayanlara da zaten sözümüz yok.

Ama bizler ayrıca doktoruz, avukatız, öğretmeniz, işçiyiz, serbest çalışanız. Kimimiz gizli, kimimiz az ya da çok belliyiz… Yemek yeriz, su içeriz, gezeriz. Anamız babamız, akrabalarımız var. Bayramlarımız, özel günlerimiz, sosyal ilişkilerimiz var. Ve daha söylenecek çok şey var elbette! Yani kısacası ’’BİZ’’ sizden biriyiz. Hâl böyleyken bizi farklı kılan, bizim de sizinkilerden haberdar olmadığımız cinsel hayatlarımız mı? Dört duvar arasında yaşadığımız özel şeyler mi?

Ne yani anlayamıyorum uzaydan mı geldik biz? Travesti ya da eşcinsel olmak için kursa mı gittik? Bu “A” yolu, bu “B” yolu dediler de bir şeyleri yanlış mı tercih ettik? Ya da tercih mi ettik? Zira bu seçimle sosyal ve kültürel açıdan bütün insan topluluklarını ve tabuları karşıma alıp zorlu bir yaşam yolculuğuna çıkacağımı ve zorlu ve karmaşık bir adaptasyon sürecine gireceğimi bilseydim tercih etmezdim vesaire… Sonuç olarak ben bir şey hatırlamıyorum! Çocukluğumdan beri hatırladığım tek şey hep böyle olduğum ve farklı hissettiğimdi.

Bu koşulsuz ve sebepsiz dışlama neden? Biz bu ülkenin, bu devletin çocukları değil miyiz? Bizleri doğuran, yuvadan uçana kadar bize bakan anamız babamız yok mu? Topluma saygısızlık etmek ya da inat etmek peşinde miyiz? Yine vesaire, vesaire… Aslında burada yazılan her cümle kendi içinde başka bir tartışma konusudur elbette. Bazılarının okuyunca bir açıklık getirilmesini istediği bazı noktalar da olabilir. Yoruma açık olan bu yazımın zihinlerdeki gerekli yerlerde anlam kazanacağına eminim.

“Gayri insani, anormal ve sapkın öteki”

LGBTİ hareketinin hâkim normları ve hakikat rejimini sorgulayarak sarsması; uzun yıllara yayılan sessizlik sarmalanın yırtarak sesini kamusal alana taşıması ve inkâr politikalarına itirazı bilhassa bunu kendi mevcudiyetine, kendi kimlik sınırlarına bir tehdit olarak gören muhafazakâr -İslamcı zihniyetin tepkisini geciktirmemiştir. Zygmunt Bauman’ın kavramsallaştırmasıyla LGBTİ’ler muhafazakârlığın-İslamcılığın “kavramsal Yahudi”sidir. Bir dış unsur, sağlam/sağlıklı toplumsal dokuya bozulmayı sokan yabancı bir beden, sapkın, aşağı/ikinci sınıf, fakat güçlü ve fesat. Dolayısıyla toplumumuz -toplumumuzdan murad edilen normal kategorisine dâhil edilen heteroseksüel nüfustur- insanlığın geleceğini ve nesil emniyetini tehdit eden eşcinsellikten korunmalı, eşcinsel lobisine her daim teyakkuzda olunmalıdır.

“Nefret söylemi” kavramı ve bu kavramla bağlantılı olarak nefret suçları kavramı, 2000’li yılların ortasından itibaren Türkiye’nin gündemine girdi.

Trabzon’da Santa Maria Kilisesi Rahibi Santoro’nun, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni yazar Hrant Dink’in, İncil satışı yapan Malatya Zirve Kitabevi çalışanlarının katledilmesi, LGBTİ’lere (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) yönelik sayısı gittikçe artan ve genellikle ölümle sonuçlanan saldırılar, nefret söylemi ve nefret suçu kavramlarının hem akademik hem de popüler düzeyde kapsamlı tartışmaların konusu haline gelmesini sağladı.
Ayrı bir yazının konusu olabilecek nefret suçlarını bir kenara bırakarak, nefret söylemi kavramına yakından bakmaya çalışalım. Nefret söylemi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 1997 tarihinde alınan bir tavsiye kararda şu şekilde tanımlanıyor: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir.”(1)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, dinsel hoşgörüsüzlük dâhil, hoşgörüsüzlükten kaynaklanan nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri, nefret söylemi kapsamında değerlendirilmektedir. Kuşkusuz nefret söylemi; sadece ırk, ulusal/etnik köken yahut din değil cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, sınıfsal konum temelinde ötekileştirilen/dışarıda bırakılan/madûnlaştırılan tüm kesimler üzerinden işleyebilir. Ayrımcılık üreten asimetrik toplumsal iktidar ilişkileri ve normlar içinde şekillenir; toplumu yapılandıran zihniyet kodları ve onun arkasındaki ideolojik örüntülerle beslenir. Önyargı, stereotipler ve etiketler nefret söyleminin üretimindeki temel araçlardır. Judith Butler, nefret söylemini kullananların aslında o sözlerin yaratıcısı olmadığını; önceden belirlenmiş bir söz dağarcığından, ötekileştirici imgeler repertuarından, mevcut ırkçı külliyattan, zaten kullanıma hazır bir dilden alıntılar yaptıklarını ifade eder. Nefret söylemine başvuranlar, aslında o söylemin ürünüdür. Nefret söylemine başvuran kişi ait olduğu toplumun söylemsel mimarisinden, muhakeme ve zihniyet yapısından, adetlerinden belli fragmanları tekrarlamakta, yeniden üretip dolaşıma sokmaktadır. (2)

Ötekinin sistematik inkârı ve ötekini her tür insani özellikten yoksun bırakmaya yönelik delice kararlılığa yaslanan (3) nefret söylemi, ötekilerin uğradığı haksızlıkları ve adaletsizlikleri ya görünmez kılar ya da manipüle eder. Öyle ki hayatı hayat sayılmayan “gayrı insani öteki” öldüğünde dahi yası tutulmaya değmeyecek bir bedendir.(4) Bu anlamda nefret söylemi; ötekine/dışarıda bırakılana/madûna karşı şiddeti savunan, mazur ve meşru gören, hatta teşvik eden bir söylemdir. Bu anlamda çoğunlukla nefret suçlarının yolunu açar.

Diğer yandan ötekiyi susmaya, içe kapanmaya ve görünmez olmaya zorlayan nefret söylemi, toplumu tektipleşmeye, hâkim konumda bulunandan farklı varoluşların düşüncelerini ve yaşam tarzlarını bastırmaya yarayan bir tertibat işlevi görür.
Türkiye’de nefret söylemlerinin hedef tahtasına oturttuğu grupların başında LGBTİ’ler gelmektedir. LGBTİ’lere yönelik nefret söylemi kuşkusuz yeni bir fenomen değildir. Topluma yön veren bir ideolojik yeniden üretim aygıtı olarak medya 1980’lerden bu yana homofobik/transfobik nefret söyleminin kristalize olduğu mecralardan birisi olagelmiştir. “Profesör Mındıkoğlu ve erkekten dönme kızlarının mahkemeye çıkarıldıkları” (28 Mayıs 1984, Tan), “Polisin Beyoğlunda fing atan nonoşlara karşı düzenlediği operasyonda 98 erkekten dönmeyi yakaladığı” (22 Mart 1986, Tan ), “Erkek olunca iş bulamadıklarını söyleyen ve kadın kılığında gezen eşcinsellerin Ankara’yı mesken tuttuğu” (30 Ekim 1990, Tan), “Ülker Sokağı mesken edinen ve hastalık saçan travestilerin liseli gençleri evlerine alıp para karşılığı seks yaptıkları” ( 16 Ekim 1996, Takvim), “Avrupa’nın sıcak ve soğuktan sonra üçüncü savaşının eşcinsellik olduğu” (1 Temmuz 1997, Milliyet) şeklindeki haberlerde LGBTİ’ler yaftalayıcı, küçük düşürücü, alçaltıcı ifadelerle ve ötelikleştirici imgelerle sunularak LGBTİ’lere dair ahlakî dışlama meşrulaştırılmış; nefret normalleştirilmiştir.

1990’lar ve özellikle 2000’li yıllarda LGBTİ hareketinin eşitlik talebiyle kamusal sahaya çıkışı; bir yandan heteroseksizm ile homofobinin/transfobinin tartışılır –en azından üzerine konuşulur- hale gelmesini sağlarken, öte yandan LGBTİ’lere ilişkin nefret söyleminin yeni boyutlar kazanmasını da beraberinde getirmiştir. LGBTİ’ler artık üzerine konuşulmasına lüzum olmayan yahut ancak mizah konusu yapılabilecek “nesneler” olmaktan çıkmaya başlamış “düşman” kategorine doğru evrilmiştir.

LGBTİ hareketinin hâkim normları ve hakikat rejimini sorgulayarak sarsması; uzun yıllara yayılan sessizlik sarmalanın yırtarak sesini kamusal alana taşıması ve inkâr politikalarına itirazı bilhassa bunu kendi mevcudiyetine, kendi kimlik sınırlarına bir tehdit olarak gören muhafazakâr -İslamcı zihniyetin tepkisini geciktirmemiştir. Zygmunt Bauman’ın kavramsallaştırmasıyla LGBTİ’ler muhafazakârlığın-İslamcılığın “kavramsal Yahudi”sidir. Bir dış unsur, sağlam/sağlıklı toplumsal dokuya bozulmayı sokan yabancı bir beden, sapkın, aşağı/ikinci sınıf, fakat güçlü ve fesat. Dolayısıyla toplumumuz -toplumumuzdan murad edilen normal kategorisine dâhil edilen heteroseksüel nüfustur- insanlığın geleceğini ve nesil emniyetini tehdit eden eşcinsellikten korunmalı, eşcinsel lobisine her daim teyakkuzda olunmalıdır.

Yeni muhafazakâr Türkiye’nin muhafazakâr medyası LGBTİ’ler hakkında nefret söyleminin kimi zaman ırkçı milliyetçilikle iç içe geçtiği “zengin” örneklerle doludur. Akit gazetesi ve Habervaktim siteleri her fırsatta “sapık” ve “sapkın” gibi ifadelerle LGBTİ’leri ve LGBTİ örgütlerini hedef göstermektedir. Örneğin; 3 Eylül 2012 tarihinde Habervaktim sitesinde yayınlanan “BDP’li Önder’den Sapkınlara Destek” başlıklı haberde “Van depreminde enkaz altında kalan halkı bir kenara bırakarak onlarca Mehmetçiği şehit eden PKK’lının cenazesine koşan Önder, şimdi de Diyarbakır’da babası tarafından cinsel sapkınlığın pençesine düştüğü gerekçesiyle öldürüldüğü iddia edilen R.A.’nın hukuki sürecini takip edeceğini, olayın aydınlatılması için elinden geleni yapacağını açıkladı” diyerek bir taşla iki kuş vurulmaya çalışılmaktadır. Habervaktim’in ırkçılık ve homofobik nefret söylemini çapalayarak sunduğu örneklerden bir diğeri; avukat Sinem Hun’un, kamuoyunda Hitler’li şampuan reklamı olarak tanınan bir şampuanın reklam filminde kadın kimliğine hakaret ve Yahudilere karşı nefret söylemi olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunması üzerine yaptığı haberdir. “Siyonist Uşakları Yine Teröre Sarıldı” başlıklı haberde ( 6 Kasım 2012); “Hitler’li reklamın televizyonlarda yayınlanmaya başlamasının ardından, eski DYP Milletvekili Yahudi işadamı Cefi Kamhi ile Kaos GL isimli sapkınların derneğinin de avukatlığını yürüten Ankara Barosu’na kayıtlı Sinem Hun, ‘reklamda ırkçılık suçu işlendiğini’ iddia ederek savcılığa başvurdular” denilmektedir. LGBTİ’lere dair nefret söylemi niteliği taşıyan haber ve yorumları sadece marjda sayılan Akit/Habervaktim ile sınırlı görmek yanıltıcı olacaktır. Son olarak 5 Ekim 2014 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Şişli Belediyesi’nin Renkli Özel Kalem Müdürü” başlıklı haberde; “Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, eşcinsellere destek veren Boysan Yakar’ı, özel kalem müdürü yaptı. Taksim’deki LGBT yürüyüşünde “renkli” kıyafetlerle dikkat çeken Yakar’ın, partide tartışma yarattığı”nın ifade edilmesi bugün Akit/Habervaktim tarzı haberciliğin daha soft biçimleriyle de olsa ana akımlaşma yolunda epey mesafe kaydettiğinin göstergesidir.

“Dininin, dilinin, kininin, öcünün, davacısı olan”, (6) ayrımcılığı, ötekileştirmeyi ve kutuplaşmayı derinleştiren, söz konusu tarz ve siyaseti bekası için elzem addeden AKP rejimi, LGBTİ’lere yönelik nefret söyleminin artmasına göz yummaktadır. Eşcinselliği tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak gördüğünü söyleyen eski Aile Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın, “eşcinseller de anayasada eşitlik istiyor; verecek miyiz?” diyen Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun söylemlerinde cisimleşen muhafazakâr İslamcı iktidar paradigması, LGBTİ’leri anormal ve sapkın kategorileri üzerinden işaretleyip sapkın olanın kurbanlaştırılmasına normalin sürdürülmesi adına izin vermekten, dahası teşvik etmekten öte bir anlam taşımaz. Bize düşen görev; bedenlerimiz/hayatlarımız üzerinde doğru/yanlış, ahlâklı/ahlaksız, sağlıklı/hasta, normal/sapkın şeklinde kurgulanan dikotomileri altüst ederek bu dikotomilerden güç alan nefret söylemlerini ifşa etmektir. Bu noktada hetoroseksizm ile ırkçılık arasındaki paralellikler ve kesişimler üzerine düşünümsel bir politikanın ötekinin dışlanması pratiklerini geri püskürtme adına bir direnç odağı yaratacağı gözlerden kaçırılmamalıdır.

“Trans kadınlara kalkan el bütün kadınlara kalkmıştır!”

Mersin Kadın Platformu transfobik saldırıya uğrayan İpek Kaya için yürüdü, “Trans kadınlara kalkan el dünyanın bütün kadınlarına kalkmıştır ve karşılık da her rengiyle dünyanın bütün kadınlarından gelecektir! Asla yalnız yürümeyeceğiz!” dedi.

Mersin Kadın Platformu’nun her hafta Perşembe günleri gerçekleştirdiği kadın eylemlerinde dün (5 Mart Perşembe) İpek Kaya’ya transfobik saldırı protesto edildi.

Hafta başında (1 Mart) öldüresiye dövülen ve bıçaklanan Kaya için Forum AVM köprü altında bir araya gelen kadınlar sloganlar eşliğinde Forum AVM havuz başına yürüdü. Mersin Kadın Platformu “Nefretinizle barışmayacağız, kadınlar öz savunmaya” pankartı açarken Mersin 7 Renk LGBTİ de “Şiddet Var” pankartıyla eyleme katıldı.

Yürüyüş esnasında, “Trans cinayetleri politiktir”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, “Genel ahlak kimin ahlakı” sloganları atıldı. “Nikahta cinayet var” ve “Ahlakınız kan kokuyor” gibi dövizler taşındı.

Trans kadınların arkadaşlarına ve kendilerine yönelen şiddete karşı yoğun olarak katıldığı yürüyüşün bittiği yerde basın açıklaması gerçekleştirildi. Mersin 7 Renk LGBTİ ve Akdeniz Belediyesi’nden Tuna Şahin basın açıklamasını okudu.

“Nefrete alışmadık, alışmayacağız!”

İç Güvenlik Paketi’nin sokaklardaki transfobiyi arttıracağına ve Mersin’de yaşanan nefret saldırılarına dikkat çeken basın açıklamasının tamamı şu şekilde:

“Ülke olarak üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın yakılarak öldürülmesinin acısını yaşadığımız bu günlerde bir kadın cinayetinin daha provası yapıldı. Özgecan’ın öldürüldüğü şehrimizde, Mersin’de, bir trans kadın arkadaşımız öldüresiye dövüldü, bıçaklandı. Yaralı bedeni bir portakal bahçesine bırakıldı. Bahçede çalışan işçiler arkadaşımızı bulmasaydı belki de İpek’in ismini de öldürülen arkadaşlarımızın listesine eklemek zorunda kalacaktık.

“İpek arkadaşımızın tedavisi Mersin Devlet Hastanesi’nde sürüyor. Vücudunun çeşitli yerlerinde darpa bağlı lezyonlar, kesici alete bağlı yaralanma, kırıklar ve ağız içinde parçalanmalar meydana geldi. Umuyoruz ve inanıyoruz ki İpek’i sağlığına kavuşmuş bir şekilde yeniden aramızda göreceğiz.

“Fiziksel yaralar iyileşir elbette. Trans kadınlar nefret saldırılarına maruz kala kala kendini toparlamayı öğrendi. Alıştık artık biz demek istemiyoruz ama bu nefret iklimi bizi her saldırının ardından toparlanmaya alıştırdı. Ne kadar korkunç bir cümle değil mi? “Öldüresiye dövülmeye alıştık artık”, dememizi bekliyorlar. “Ölümlere, öldürülmeye, intihara sürüklenmeye alıştık artık”, diyip sokaklara çıkmamızı bekliyorlar. Ama yanılıyorlar! Alışmadık! Nefrete, yok etme kültürüne, linçlere alışmadık ve alışmayacağız! Dizimizi kırıp evlerimizde oturmayacağız!

“LGBTİ’lerin nefrete karşı yasal korunma talepleri çarpıtılıyor”

“Trans kadınlara yönelik baskı, şiddet ve çete saldırıları sürerken, çalışma yaşamının dışına itilen transların hayatlarını devam ettirebilmek için seks işçiliği yapmaktan başka seçenekleri olmuyor. Türkiye Cumhuriyeti yasaları seks işçiliğini bir meslek biçimi olarak tanımazken, seks işçilerinin güvenliksiz, sağlıksız ve kayıtsız çalışma koşullarını da görmezden geliyor. Bu durum özellikle trans seks işçileri açısından ciddi hak ihlallerinin önünü açıyor.

“Transfobik nefret saldırıları ve cinayetlerin hedefindeki trans seks işçilerini korumaya yönelik herhangi bir yasal düzenleme bulunmuyor. Anayasa’nın eşitliği düzenleyen maddesine cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim eklenmesi AKP Hükümeti tarafından ısrarla reddediliyor. Ayrımcılık karşıtı yasalarda LGBTİ’lere ayrımcılık yapılıyor. Nefret suçları yasa ve mevzuatları homofobik ve transfobik nefreti görmezden geliyor. Nefret suçu ve nefret söylemi kavramlarını Türkiye’de dolaşıma sokan LGBTİ hareketinin nefrete karşı yasal korunma talepleri çarpıtılıyor, yok sayılıyor.

“Transfobik nefret söylemi yanı sıra, medya ve toplum tarafından seks işçiliğinin de “toplumsal ahlak” normları ile tanımlanıyor olması, birçok hak ihlalini doğuruyor. Damgalama ve ifşa edilme kıskacındaki seks işçileri en temel haklarından yoksun bırakılıyorlar. Sokakta seks işçiliği yapan translara yönelik kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan keyfi para cezaları, gözaltılar ve işkence sonucu pek çok seks işçisinin yaşam şartları tehlikeye giriyor.

“İç Güvenlik Paketi ile işkence ve kötü muamele sistematikleşecek”

“Bu koşullar altında yeni İç Güvenlik Paketi maddeleri Meclis’ten geçmeye devam ediyor. Nefrete göz yuman, nefreti ve şiddeti besleyen devlet erki ve AKP Hükümeti polisin halihazırdaki yetkilerini arttırma peşinde koşuyor. Kolluk kuvvetlerinin Yeni İç Güvenlik Yasası ile aslında bugüne kadar süregelen keyfi uygulamaları, gözaltılar, kötü muameleler ve hak ihlallerini yasallaşmış olacaktır. Bu da sıradan bir vatandaş olarak duyulan kaygıların ötesinde translar için yaşanan hak ihlallerini ve keyfi uygulamaları artacağından endişe duyuyoruz. Hukuken suç olarak tanımlanmayan ancak kolluk kuvvetleri tarafından keyfi bir şekilde suç unsuru muamelesi gören durumların artacağından endişe duyuyoruz. Translara ve seks işçilerine yönelik kolluk kuvvetleri tarafından yaygın uygulanan işkence ve kötü muamelenin bu yasa paketi ile birlikte sistematik hale dönüşecektir.

“Son yıllarda Mersin’de trans kadınlara dönük nefret saldırılarında bu paketin bir provasını görüyoruz. Saldırganlar elini kolunu sallayıp istediklerini yaparken kolluk kuvvetleri en iyi ihtimalle etkisiz kalıyor ya da saldırılara ortak oluyor.

“Mersin’de ve ülke genelinde yaşanan diğer transfobik saldırılarda olduğu gibi “Hak etti” diyenler çıkacaktır muhakkak bu saldırının da ardından. “Travesti zaten hak etti”, “Ahlaksız bunlar”, “Sapkınlar” diyerek nefretin üstünü örtemezsiniz. Hiç kimse öldüresiye dövülüp portakal bahçelerine atılmayı hak etmez. Trans kadınız diye bize saldıramazsınız. Seks işçisi diye kimse toplumsal nefretin kolay hedefi haline getirilemez.

“Amazonlaşarak yol arkadaşımız trans kadınları savunacağız”

“Yaşam alanlarımızın bu kadar daraltıldığı, nefretin anaakım bir değer olarak dolaşıma sokulduğu, sağlıktan barınmaya her alanda ayrımcılığın normalleştiği bugünlerde bize kendi yaralarımızı sarmaktan başka çözüm yolu kalmıyor. Ruhumuzu ve varoluşumuzu paramparça etmek isteyen bu saldırılara karşı umudu yanı başımızdaki yol arkadaşlarımızda buluyoruz. Her cinsiyet kimliğinden, cinsel yönelimden, etnisiteden, inançtan kısacası her kimlikten kadınlar olarak homofobik, transfobik ve cinsiyetçi saldırılara karşı birbirimizin yarasını sarmaya ve direnmeye devam edeceğiz. LGBTİ’lere ve özellikle translara dönük saldırılara karşı bu yüzyılın Amazonlarına ihtiyacımız var. Ve bizler bu yüzyılın Amazonları olacak ve bütün bu nefrete karşı tüm gücümüzle mücadele edeceğiz. Yanıbaşımızdaki transfobik nefrete karşı susmayacak, gözümüzü çevirmek yerine yol arkadaşımız trans kadınları savunacağız.

“Dar sokaklardan ana caddelere hiçbir trans kadın yalnız değildir! Trans kadınlara kalkan el dünyanın bütün kadınlarına kalkmıştır ve karşılık da her rengiyle dünyanın bütün kadınlarından gelecektir! Asla yalnız yürümeyeceğiz!”

Yoğurt libidoyu yükseltiyor!

Diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarından ve hastalıklardan korunmamız beslenme tarzımıza bağlı.

Diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarından ve hastalıklardan korunmamız beslenme tarzımıza bağlı. Beslenme şeklimiz cinsel sağlığımızı da etkiliyor. Libidoyu arttırmak için testosteron seviyesini arttıran besinlere günlük beslenme düzenimizde yer vermemiz gerekiyor. Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’in cinsel isteği artıran besinler hakkında önemli bilgiler verdi.

Protein

Proteinin libido üzerindeki olumlu etkilerine dair araştırmalar devam etse de, günlük aldığımız kalorinin en az %25’inin proteinden sağlanması gerekiyor. Bu da günde en az 100 gram et veya tavuk veya balık ve 1-2 bardak süt ürünü tüketmek ile sağlanabilir. Yani libidonuzu arttırmak istiyorsanız günde en az 3 köfte kadar et, tavuk veya balık ve 400 gram kadar süt, yoğurt veya ayran tüketmeniz gerekiyor.

Çinko

Çinkonun yeterli alımının cinsel sağlık açısından çok önemli olduğu biliniyor. Testosteronu östrojene çeviren enzimin işlevini azaltan bu mineral, en çok peynir, yumurta sarısı, balık, ay çekirdeği ve diğer kuruyemişler, tavuk ve yulaf, çavdar, tam buğday gibi tam tahıllarda bulunuyor.

Magnezyum

Bu mineral serbest testosteronu bağlayan hormonun etkisini azaltmakta etkili. Kuruyemişler, soya fasulyesi, tam tahıllar magnezyumun zengin kaynakları olmakla birlikte; kakao, muz, avokado, peynir, yumurta, patateste de magnezyum minerali yer alıyor.

Balık ve balık yağı

Beyinden dopamin salgısının artmasının özellikle kadınlarda cinsel isteği arttırabileceğine dair çalışmalar var. Bunların ışığında dopamin salgısını arttıran balık yağının cinsel sağlık için önemli yeri olduğu ortaya çıkıyor. Haftada 2-3 kez ızgara veya fırında balık tüketmek, libidoya yardımcı. Balık tüketemeyen kişiler ise doktora danışarak omega-3 desteği alabilirler.

Şekerli besinlerden uzak durun

Şekerli besinler genelde seratonin seviyesinin birden artmasına neden olabiliyor. Yüksek seratonin seviyeleri ise düşük libido ile ilişkilendiriliyor. Beyaz şeker içeren besinleri beslenmenizde limitlemeye çalışın.

Trans yağ asitleri libidoyu düşürüyor

Sağlık üzerinde olumsuz etkileri saymakla bitmeyen trans yağ asitlerinin libidoyu da azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle işlenmiş gıdalar konusunda dikkatli olmalısınız. Paket ürünlerin etiket bilgilerini kontrol ederek trans yağ asidi içerip içermediğini öğrenebilirsiniz.

En garip seks kazaları

OMURU KİLİTLENDİ

İngiltere’de, ikisi de evli olan bir çift, yersizlikten mi, densizlikten mi, kesin bilinmiyor, kaçamak yapmak için en uygun mekan olarak otomobili seçti. Ancak araba hayli küçük ve dardı. Mekandaki bu sorunlar, beklenmedik bir kazaya neden oldu. Adamın omurunda birdenbire bir kilitlenme meydana geldi. Hiç hareket edemeyen adam, koltukta kaskatı kaldı. Hareket ettiğinde çok büyük acı çekiyordu. Böylesine ‘‘uygunsuz’’ durumdaki çifti, olay yerine gelen itfaiye ekipleri, aracın kaportasını keserek kurtarabildi. Adam hastaneye kaldırılırken eşini aldatan kadın, olaydan sonra ‘‘Arabasının başına gelenleri kocama nasıl açıklayacağım’’ diye dövündü.

BATMAN ZOR DURUMDA

50 yaşındaki bir İtalyan, 26′lık sevgilisini ‘‘Batman’’ kılığına girerek etkilemek istedi. Kart çapkın, genç sevgilisini ellerinden karyolanın parmaklıklarına kelepçeledi ve gözlerini bağladı. Batman kılığında gardırobun üstüne çıkıp, oradan sevgilisinin üzerine atlamayı tasarlıyordu. Hayali hayli geniş aşığın planları tutmadı. Dolabın üzerinden yere çakıldı ve bayıldı. El ve gözleri bağlı genç sevgili, saatlerce ‘‘imdat’’ diye bağırdı. Sonunda eve gelen polis ve itfaiye ekipleri, ‘‘ne olduğunu anlamak’’ için çok çaba sarfetti.

ARABADA AŞK ÇOK ZOR

Genç bir çift, otomobil içinde aşk yapmak için Roma’nın karanlık parklarından birini seçti. Sevişmenin en ateşli anında adamın bacağı, vitese çarptı. Çift, kendinen geçmişçesine sevişirken araç yavaş yavaş hareket etmeye başladı ve gitgide hızını artırarak yokuşun aşağısında tıkabasa dolu bir fast food dükkanından içeri girdi.

KEMİK KIRAN AŞIKLAR

Birlikte olmak için artık sabrı kalmayan bir İngiliz çift, düğün gecesini beklemek istemedi. Bekarlığa veda gecesinin hemen bitiminde ihtirasla birbirlerine saldıran çift, işi öylesine ileri götürdüler ki, 29 yaşındaki kadının sevişme sırasında kasık bölgesindeki kemikleri kırıldı. Genç kadın, ertesi günkü nikah törenine ancak tekerlekli sandalye ile katılabildi

FANTAZİNİN SUYA DÜŞTÜĞÜ AN

“Stuart ile ilişkimize heyecan katmak istemiştik ama 3 polis ve 20 itfaiye görevlisi planda yoktu”. İngiltere’de yatak fantezilerini hayata geçirmek isteyen 34 yaşındaki Stuart Fisher, 32 yaşındaki sevgilisi Zoe Comaish’i yatağa kelepçeyle bağlayarak, seviştikten sonra kelepçenin anahtarlarını kaybettiğini fark etti. Fisher sevgilisini kurtarmak için mecburen 999 acil polis hattını aradı.

Bu süre içinde, 2 saat boyunca yatağa bağlı kalan Zoe, gelen 3 polis tarafından yataktan kurtulabildi fakat kelepçelerden kurtulamadı. Kelepçenin kilidini açamayan polis, çifte bölgedeki itfaiye istasyonuna gitmelerini önerdi. Yeterince rezil olan Zoe, istemeyerek de olsa sevgilisiyle birlikte Southampton itfaiye istasyonuna gitti. Bu sefer şans yüzlerine güldü, nöbet değişimi nedeniyle istasyonda sadece 20 kadar itfaiye eri bulunuyordu. İtfaiyecilerin civata keskisi kullanarak kelepçeyi kırmaları ile özgürlüğüne kavuşan ve sevgilisini affettiğini açıklayan Zoe, “Stuart ile ilişkimize heyecan katmak istemiştik ama 3 polis ve 20 itfaiye görevlisi planda yoktu” dedi.

Seks Yaparken Gürültü Yapıyor Musunuz?

ARAŞTIRMALAR GÜRÜLTÜLÜ SEKSİN CİNSEL ZEVKİ ARTIRDIĞINI SÖYLÜYOR.

Çiftler genellikle seks esnasında gürültü yapmayı veya abartılı sesler çıkarmayı sever ve bu durum küçük bir yaramazlık olarak görülür. Ancak seks yapılan mekan, çocuğa yakalanma riski, evde yaşayan aile büyükleri gibi birtakım dış etkenler nedeniyle seks esnasında hareketlerimizi ve çıkardığımız sesleri kontrol altında tutmak isteriz. Araştırmalara göre cinselliğini seslerle süsleyenlerin cinsel açıdan daha çok tatmin olduklarını belirten CİSED Onursal Başkanı Cem Keçe bu konuda yapılan araştırma sonuçlarını bizlerle paylaşıyor.

Araştırmalar gürültülü seksin cinsel zevki artırdığını söylüyor

Yapılan bir araştırmada, pornografik resimlere bakan erkeklerin, fotoğraflardaki kadınların yüzlerine, vücutlarının cinselliği çağrıştıran bölümlerine daha çok baktıkları görülmüş. Bunun sebebi, kadınların yüzünde zevk aldıklarına dair izler aramalarıdır. Ancak bazı çiftler yatak odasına gürültülü seks yapmaktan hoşlanırken, bazıları da komşuları uyandırmamak için sessiz olmayı tercih edebilir. Çıkan gürültüden rahatsız olanların gece vakti polisi aramaları, git gide artan araştırmalar dâhilinde, çok daha yoğun ve tatmin edici bir cinsel yaşam için ödenebilecek küçük bir bedel gibi görünüyor. Ancak bilim adamları gürültülü seksin bir dizi yolla cinsel zevki artırdığını söylüyor.

Seks sırasında kadınların çıkardığı çığlık sesleri erkeğin boşalmasını hızlandırıyor

Öncelikle, gürültülü seks yapan ve mahremiyetini sessizlikle örtmeye çalışan kadın ve erkekler üzerinde yapılan araştırma raporlarına göre, cinselliğini seslerle süsleyenlerin cinsel açıdan daha çok tatmin oldukları gerçeği ortaya çıkıyor. İnleme, bağırma, çığlık atma gibi gürültülü seks içerikleri cinsel aktarıma yardımcı olan sözsüz bir iletişim şeklidir. Bunun nedeni, gürültülü seksin partnerle iletişimi ve uyumu artırmasıdır. Ayrıca, cinsel yeterliliğini temsil eden gürültüler, kişinin partnerinin cinselliğini ve çabalarını takdir ettiğinin de göstergesi gibi algılanıyor. Bunu psikolojik bir bakış açısıyla değerlendirecek olursak, gürültüler tatmin edici eylemler olduğu için muhtemelen olumlu artışlar meydana getirerek, seksin keyifli hale gelmesini sağlıyor olabilir. İkinci olarak, heteroseksüel çiftler arasında yapılan bir araştırma sonucuna göre, seks sırasında kadınların yaptığı inlemelerin erkek boşalmasını hızlandırıcı sesler olduğu görülüyor. Kadınların bunu bildiği ve kendi çıkarları için kullandıkları düşünülüyor.

Örneğin; bir çalışmada, 71 heteroseksüel kadının seks sırasında çıkardıkları seslerden etkilendikleri raporlanmış. Kadınlar bu sesleri (bilim adamlarının değişiyle “kadınların çiftleşme sesleri”) sadece cinsel ilişki sırasında ve öncesinde çıkararak, partnerlerinin boşalmalarını sağladıklarını düşünüyorlar.

Gürültülü seks bazen bir seçimdir, bazen de içten gelen bir davranış…

Seks sırasında çıkardıkları seslerin seksle kısıtlı olduğunu söyleyen kadınların üçte ikisi bunun eşlerinin kararına bağlı bir eylem olduğunu söylüyor. Sonuçta gürültülü seks ve cinsel memnuniyet üzerine yapılan araştırmalarda, cinsel ilişki sırasında gürültü yapmayan çiftlerin cinsel iletişim ve cinsel becerilerinin düşük, endişelerinin fazla olduğu görülüyor. Dolayısıyla, bu bilgilerin doğru olduğu düşünüldüğünde, sekste iyi olan insanların gürültülü olma eğiliminde olduğu, diğerlerinin ise seksle ilgili herhangi bir gelişimlerinin olmadığı gibi yanlış bir sonuç ortaya çıkabiliyor. Ancak gerçekte gürültülü seks bazen bir seçimdir, bazen de içten gelen bir davranış.

Sonuç olarak, araştırmalar yatak odasında gürültü yapmanın her zaman kötü bir şey olmadığını ortaya koyuyor.

Renklerin Gücü

Cinsel hayatınızı renklendirmek için beklentilerinizi, isteklerinizi anlatan renkler seçin!

Cinsel hayatınızı renklendirmek için hayal gücünüzü biraz kullanmanız yeterli. Seksi iç çamaşırları giymek, yatak odasının duvarlarının rengini ya da eşyaları değiştirmek gibi… Çünkü, dıştan gelen uyarılar lokal hormonların yardımıyla vücutta değişik etkiler yaratıyor. Renklerin de isteklerinizi, beklentilerinizi ele verdiği bir gerçek. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı-Cinsel Terapist Op. Dr. Gökçen Erdoğan, keyifli bir gece için renklerin diline göz atmak gerektiğini söylüyor. Renklerin yansımaları ve siz fark etmeden karşı tarafa ilettikleri hakkında Gökçen Erdoğan şu bilgileri veriyor.

Kırmızı: Şehvet ve tutku rengidir, cüretkardır, teşvik edicidir. Partnerinden hayır cevabı aldığında hayal kırıklığına uğrar ama sonuna kadar gider, yeniliklere açıktır ve bu konuda hep arayış içindedir. Sınırlarını çizmek zordur ve şaşırtıcı, ateşleyicidir.

Mor: Artık ilişkilerde ve cinsellikte kırmızının tahtına oturmuş olan mor, tutkunun ve bağlılığın patronu, ihtirası da içinde bulunduran komplex bir renk. İşte, evde, sosyal çevrede her yerde parmakla gösterilen bu kişiler cinsel hayatta da en üst noktadadır.

Siyah: Gerçek hayatta dominant karakterin gücün ve baskının rengi olan siyah, aşkta da cinsellikte de şehvetin ve baskının rengidir. Sınırı yoktur, kendisi istediği sürece tüm uçlarda yadırgamadan dolaşabilir.

Beyaz: Saflık, temizlik demektir. Beyazda, çekinme, sadelik ve naiflik vardır. Özellikle de cinsel hayatta sıradanlığı işaret eden beyazda işin içine biraz saten karışınca ise işler değişir. Beyaz, ince dokunuşlarla farklılaşan ve renklenen insanları anlatır.

Turuncu: Yakınlığın sınırlarını zorlayan, sıcaklığa, temasa ve hatta fantezilere çok açık hatta onsuz yapamayan bir renktir. Rahatsız etmeyen bir baskı yöntemi ve aşırı ilgisi vardır.

Pembe: Pembe, yeteri kadar var olmadığını düşünenlerin sığındığı bir renktir. Masumiyet maskesi ya da saflık istemi olabilir. Sandığı gibi tutku barındırmaz.

Gri: Hayatta çok sıradan ve tercih edilmeyen bir renktir. Kimse nerede ne yapacağını bilemez griyi sevenlerin. Kırmızı ya da mordan daha da cüretkar ve renkli olabilir.

Mavi: Boğa burcu erkeği gibi evine, eşine ve ailesine bağlı naif yapıdadır mavi. Seksi ön planda tutmaz, sevgi şefkat ve bağlılık daha önemlidir.

Kahverengi: Hayatta tutarsızlık ve güçsüzlük göstergesi olsa da geyşa ruhuna sahip olan tek renktir. Kahverengi sevdiği kişinin fikrini benimseyen, sevdiğinden emir almak ya da onun söylediklerini yerine getirmekten haz alır.

Sarı: Sarı, adım bekler, çekingen değil ama programlıdır. Karşı taraftan gelen teklifi değerlendirir ama kendisi ilk teklifte asla bulunmaz. Her ilişki sonrası kendi kendine vay be dedirtecek sonlar yaşamayı ister ve yaşar da.

Yeşil: Partneriniz yeşilciyse asla ihanetten şüphelenmeyin. Kendisi çok sade ve basit olduğu için cinsellikte partnerini karmaşık ve dominant ister, olayı başlatan hep karşı taraf olmalıdır.

Gökçen Erdoğan renklerin yanı sıra iç çamaşırı seçiminin de cinsel hayata renk katan önemli bir unsur olduğunu söylüyor. Gökçen Erdoğan’a göre; Eğer partneriniz özel iç giysilerden etkileniyorsa, kendinize değişik şeyler alabilirsiniz. Kadının bazen boxer tarzı iç çamaşırı giymesi de erkeği baştan çıkarabilir. Bu nedenle arada bir ilginçlikler yapabilirsiniz. Giyilen seksi iç çamaşırları kadının kendine olan güvenini artırır ki bu da bir nevi psikolojik destekleyici etki yaratır. Gökçen Erdoğan, iç giyimin cinsel uyarılmayı hem kadında hem erkekte etkilediğini belirterek, seksi iç çamaşırların sadece erkekler için giyildiğini düşünmenin yanlış olduğunu söylüyor. Seçilen renkler, modeller, seksapellik dereceleri kişiliğin aynasıdır aslında. Çocuksu çamaşırları seçen bir kadın bazen çizgisini değiştirerek partnerine sürpriz yapması seks hayatına heyecan getirebilir.

Sağlıklı ve eğlenceli bir cinsel hayat için

Cinsel hayatında daha enerjik, yaratıcı ve sağlıklı olmayı kim istemez? Günlük hayatınıza bir göz atıp cinsel hayatınızı daha eğenceli ve sağlıklı bir hale getirebilirisiniz. İşte tavsiyeler ve notlar:

İşinizle veya günlük yaşantınızla ilgili olarak karşılaştığınız sorunlardan kaynaklanan aşırı stresin, kullandığınız bazı ilaçların veya aşırı derecede spor ve egzersiz yapmanın cinsel yaşamınızı sekteye uğratabileceğini biliyor musunuz? Bu yüzden cinsel hayatınızdaki sorunlara dikkat etmelisiniz.

Stres herkesi etkiliyor

İster büyük bir holding patronu olun, ister bir mağazada satış görevlisi olsun, stres herkesi bir şekilde pençesi altına alıyor. Sabah erken kalkma zorunluluğu, zamanın önemli bir bölümünü yoğun trafikte harcama, bitmek bilmeyen iş randevuları ve rekabet ortamı yüzünden stresi iliklerimize kadar hissediyoruz. Koşuşturma akşam evde de devam ediyor. Stres ve yorgunluğun faturası cinsel isteksizlik, orgazm güçlüğü veya ereksiyon güçlüğü gibi ciddi sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Ne yapılmalı? İş yaşantınıza ayırdığınız süre ne kadar fazla olursa olsun, cinselliği göz ardı etmeyin. Akşamları eve iş taşımamakla başlayabilirsiniz.

İlaç tedavisinin ardından

Uzmanların üzerinde durduğu önemli bir konu var; medikal tedavi. Medikal tedavi son yıllarda kaydettiği gelişmelerle hastaların daha kaliteli bir yaşam sürmesini, hatta insan ömrünün uzamasını sağlıyor. Ancak özellikle mide, tansiyon, diyabet ve depresyon ilaçları, santral sinir sistemine etki ederek cinsel yaşamı sabote edebiliyor. Ne yapılmalı? İlaç kullanımı tedavinin önemli bir parçası ama, cinsel yaşamın olumsuz etkilenmesini de görmezlikten gelmemek gerekiyor. Eğer ilaç tedavisinin ardından cinsel hayatınızda sorunlar başladıysa, bunu doktorunuzla mutlaka paylaşmanız gerekiyor.

Fiziksel hastalıklar

Diyabet ve hipertansiyon gibi sağlığı bozan her türlü rahatsızlık, dolaylı ya da doğrudan cinsel yaşamı olumsuz yönde etkiliyor. Örneğin kandaki yağ ve kolesterol değerleri yükselince damar sertliği gelişebiliyor. Bu hastalığın etkisi altında kalan erkeklerde de sertleşme sorunu, yani ereksiyon bozukluğu ortaya çıkıyor. Ereksiyonun kadınlardaki karşılığı dış genital bölgedeki salgı bezlerinin faaliyetiyle gelişen kayganlaşma. Kronik hastalıklar kadındaki bu mekanizmayı bozarak cinsel ilişkide sorun yaşamasına neden olabiliyor. Peki bu konuda ne yapılmalı? Kronik bir hastalığınız varsa, daha kaliteli bir cinsel yaşam için nelere dikkat etmeniz gerektiği konusunda mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

Aşırı egzersiz

Uzmanlar, formunu korumayı başaran kişilerin korkularını bir kenara bırakarak cinsel yaşamda daha aktif bir rol üstlendiklerini belirtiyor. Vücudu forma kavuşturmanın yolu ise düzenli spor yapmaktan geçiyor. Tabii egzersizi abartmadığınız sürece! Çünkü, aşırı egzersiz kandaki hormon seviyelerini olumsuz yönde etkileyerek cinselliğe darbe indirebiliyor. Uzmanlar, egzersizin mutlaka bir doktor kontrolünde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bulaşıcı hastalıklar

Genital herpes, bel soğukluğu, klamidya veya AIDS… Bu hastalıkların, tedavi edilmediği takdirde, kısırlıktan iç organ iltihabına, erken doğumdan anne karnındaki bebeğin ölümüne kadar pek çok ciddi sonucu var. Bu hastalıkların erken teşhis ve tedavisi için düzenli kontrollerinizi ihmal etmemeniz gerekiyor. Ne yapılmalı? Cinsel ilişkiye girerken prezervatif kullanmayı mutlaka alışkanlık edinin. Unutmayın ki, prezervatif, genital herpes ve AIDS gibi ölümcül hastalıklardan koruyan tek doğum kontrol yöntemidir.

Alkol tüketimi

Romantik bir gece geçirmek için fazla şeye gerek yok aslında. Alkol, kararınca alındığında afrodizyak özellik taşıyor. Zaten uzmanlar da cinsel güdüleri artırmak için özellikle şarabı öneriyor. Ancak her şeyde olduğu gibi alkolün de fazlası geri tepiyor! Yüksek dozlarda alındığında, cinsel güdüleri azaltıyor ve erkeklerde ereksiyon sorununa neden oluyor. Uzmanlar, aşırı tüketilen alkolün cinsel organın sertleşmesini engellediğine ve kadınlarda regl düzensizliklerine yol açtığına dikkat çekiyor.

Çözümler

Günümüzde cinsel organlardaki estetik sorunlara cerrahi yöntemle çözüm bulunuyor. Uzman denetiminde uygulanan egzersizler, bedeninize gereğinden fazla yüklenmenizi önleyerek cinselliğinizi sağlıklı bir şekilde yaşamanızı sağlıyor.

Gelişen medikal tedavi ve psikoterapi teknikleri sayesinde psikiyatrik hastalıklar başarıyla tedavi edilebiliyor.

Prezervatifler, cinsel ilişki sırasında geçebilecek hastalıklardan yüzde 99 gibi yüksek oranda koruyabiliyor. Üstelik günümüzde kadınlar için de prezervatif mevcut.

İşte travestilere en çok şiddet uygulanan şehir

En çok şiddet 1213 vakayla İstanbul’daki travestiler yaşadı ardından Ankara’daki travestiler ve izmir, kayseri travestileri. Sağlık Bakanlığı’nın verilerini değerlendiren Psikiyatrist Doktor Tanju Sürmeli, “Çocukluğunda şiddete maruz kalanlar ileride şiddet uyguluyor. Şiddet uygulayan kişilerde beyin anormallikleri görüldüğünü destekleyen 8 çalışmanın 3′ünde, Nörolojik bozulma ve 4 çalışmada, vakaların yüzde 24 ila yüzde 100′ünde kafa travması tespit edilmiştir.” dedi.
Sağlık Bakanlığı kadına yönelik şiddet verilerini açıkladı. Buna göre geçen yıl ülke genelinde 12 bin 946 şiddet olayı gerçekleşti ve en çok vaka bin 213 vaka ile İzmir’de yaşandı. Kadına yönelik şiddetin daha çok olduğu düşünülen doğu illerindeki vakaların düşük olması da göze çarptı ve vakaların resmi kayıtlara yansımadığı düşüncesine yol açtı.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerini değerlendiren Psikiyatrist Doktor Tanju Sürmeli, “Tüm kayıtların tutulması istatistiksel ve bilimsel olarak anlamamızda önemli rol oynuyor. Sağlık, emniyet ve jandarma gibi kuruluşların kendilerine yansıyan veya şüpheli olayların kayıtlandığı bir veri tabanı oluşturulması gerekir. Özellikle doğu illerdeki bu sorunun üstünden gelinmesi o bölgede şiddeti azaltmak için uygulanan eğitim, rehabilitasyon ve gerekli tedavi yöntemlerinin sağlıklı çalışıp çalışmadığını bize gösterebilir” dedi.

Kadına yönelik şiddet uygulayan ve tasarlayıp eyleme döken organ erkeğin beyni olduğunu söyleyen Sürmeli,“Erkeğin beyni olgunlaşma süreçlerinde, aldığı eğitim ve çevresel faktörlerden etkilenir. Kıskançlık, namus veya töre cinayetlerinde beynin düzgün çalışmasında bir problem olması gerekir ya da beyni düzenli çalışmayan kişiler karar verme yetilerinde düzensizlik yaşarlar ki, bu da onları şiddet uygulayan kişi haline getirir” dedi. Suç davranışlarına baktığımız zaman dürtüsellik, kontrolü kaybetme ve öfke içermektedir. Çocukluklarında şiddete veya sözel aşağılamaya maruz kalan kişiler şiddet uygulamayı öğrenmeleri ve beyinlerinin gelişmesinin bundan etkilendiği bilinmektedir. Şiddet uygulayan kişilerde beyin anormallikleri görüldüğünü destekleyen 8 çalışmanın 3′ünde, Nörolojik bozulma ve 4 çalışmada, vakaların yüzde 24 ila yüzde 100′ünde kafa travması tespit edilmiştir. “ diye konuştu.

Psikiyatrist Doktor Tanju Sürmeli, “Çocukluğundan beri çeşitli şekilde (hafif, orta veya ağır derecede) kafasına darbe almış bir kişi, okul döneminde dikkatsizlik, motivasyon eksikliği ve öğrenmede zorluk çektiği gibi, arkadaş ilişkilerinde zorluk, ani öfke nöbetleri ile nesne veya kişilere vurmaya başlayabilir, küfür ve hakaret edebilir. Sabırsız olur, istediği hemen yapılmazsa tehdit edebilir ( karşısındakini veya kendini öldürmekle tehdit edebilir). Kendisine zarar verme düşünceleri ve başkasına zarar verme düşünceleri olabilir” açıklamalarında bulundu. Hiçbir kafa travmasının hafife alınmaması gerektiğini belirten Sürmeli, “Bisiklet kazası, düşme ve kafa çarpmaları, trafik kazası, zor doğum gibi durumların hepsinde beyin içerde kafaya sert bir şekilde çarpmaktadır ve elektrik akım değişikliği oluşturabilecektedir. Bu da dijital EEG kayıtlaması ile tespit edilebiliyor” dedi.

Kadına yönelik şiddette neurofeedback ile tedavi olduğunu ifade eden Sürmeli, “Neurofeedback, kişiye beyin dalgalarını olumlu yöne değiştirmesi için görsel ve işitsel ödüllerin verildiği bir operant koşullanma yöntemidir. Şiddet kafa travmasına bağlı olsa da olmasa da beyindeki sorumlu bölgeler aynı olduğu için neurofeedback oldukça yararlı bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Sürmeli, “ Kadınlara şiddet uygulayan kocaların, erkek arkadaşların, aile yakınlarının iyi bir psikiyatrik incelemeden geçirilmelerinin ve tedavinin ana desteği olarak nöroterapi uygulanmasının olumlu sonuç ortaya çıkaracağına dair bilimsel yayınlar var ve bizim tecrübelerimiz de bu yönde diyor.” şeklinde konuştu.

Homofobi suçlusu iki adam hapiste evlendi

Yorkshire zaman hizmet iki adam evlenmek istiyorum. Şimdiye kadar çok iyi değilse dışarıda her iki eşcinsellerin hayatlarını biten, homofobik suç yaptım çünkü.

Bir soğuk kanlılıkla bir gay içinde öldürmekten hapis hayatının 18 yılını geçirmek zorunda kalacak; Diğer bir ömür boyu eşcinselleri takip ve ölüme bunlardan birini vurmak için.

Böyle iğrenç suçları işledikten sonra birbirlerine aşık olmuştur şaşırtıcı bir haber. Onlar evlenmek için dürtü hissettim Ve daha, aksi takdirde onun gün geri kalanı için paylaşmak mümkün veya hücre olacak.

erkekler-evlenmek-hapis

Orada da ‘kür’ eşcinsellerin cinsel yönelim olduğunu iddia eden bir kişinin böyle olmuştur ve eşcinsellik kabul ve vazgeçmeden sona erdi eşinize “evet yapmam”. Ve Fransa, Ulusal Cephesi eşcinsellik ile yardımcısı baskıcı parti, erkek arkadaşı ile yürürken sürpriz tarafından yakalandı.

Böyle bu 2012 gibi çalışmalar, kabaca dinlenme reddini önlemek için pratik bir eşcinsel yönelim ve homofobi hissediyorum insanlar aile ve eğitim darbe olumsuz etkisini diyor, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, çeşitli üniversitelerden gelen araştırmacılar.

Ama yayımlanmış olan tüm olguların, en azılı internet siyah travesti ile kucaklamaları yapma araba sürpriz polise Ku Klux Klan eski lideri. O tutuklandı ve o yenmek amacıyla ajanları söylendi. Onlar gördüğümüz gibi yapmak gibi görünüyordu.

insan çelişkilerle doludur. Daha gerçek aşkı izin ve aynı cinsiyetten birine ilgi hissediyorum eğer, gökkuşağı ile bir parti ya da homofobik örgütün bayrağını değiştirin. Hiçbir renk her zaman sevinç vardır ve sevinç olduğu yerde, biz biliyoruz nerede …